Ana içeriğe atla

Mülksüzler (Dispossessed )

Mülksüzler, 1974 yılında Amerikan yazar Ursula K. Le Guin tarafından yazılmış ütopik bir bilim kurgu romanıdır. Ursula bu kitabıyla Hugo ve Nebula ödüllerini alıyor. Sevgili arkadaşım Zeynep'in  bana hediyesi olan bu kitap, o kadar bilgi ve fikir doluydu ki hem özetini çıkartma hem de paylaşma ihtiyacı duydum. 1974 yılında yazılmış bir kitabın bugünün dünyasına ayna tutması gerçekten etkileyici. Tam da bu sebepten bir klasik. Zamansız bir kitap. Çünkü terazinin ayarını ne kadar yaparsak yapalım insanoğlu özünde hep aynı. Bir toplum kurallara ve yönetime ne kadar karşı olursa olsun, insanlar içgüdüsel olarak birilerini öncü seçip kurallara uyma eğilimdedir.  Her zaman da o kurallara uymakta zorluk çeken, aykırı ama cesur, aynı zamanda öncü insanlar olacaktır toplumda. İşte evrimleşmemizi, o düzeni bozan, çemberi kırabilenler sayesinde tamamlayacağız.

Kitapta anlatılan Tau Ceti'den türeyen ikiz dünyalar var. Biri Urras, mülk sahibi insanların kapitalist bir yaşam sürdükleri gezen. Diğeri ise Anarres, mülksüzler ve anarşistlerin yaşadığı, Urras'tan göç edip yeni bir düzen kurdukları gezegen. Anarres'te yönetim yok, kural yok. Tek irade insanların kendi iradeleri. Sahip oldukları tek şey gururları ve bu yüzden herkes düzene uyma eğiliminde. Düzene uymayanlar dışlanıyor, sürekli sürgün ediliyor. Aslında anarşist bir toplumun içindeki bu anarşist insanların tepki toplaması bence kitabın en dikkat çeken kısmı. Bu insan doğasının kurallara ve düzene uyma eğiliminin ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı. Bireysel farlılıkların anarşist bir toplumda bile kabul göremediğinin bir göstergesi. Aynı zamanda Anarres'i bir ütopya olmanın dışına sürükleyen bir fikir. Bunun yanı sıra kaynakların azlığı, yaşam koşullarındaki zorluk, açlık da Anarres'i bir ütopya olmaktan uzaklaştırıyor. Yine de ütopya olmak üzerine kurulmuş bir düzenin zorluklarının gösterilmesi, bence kitabı en gerçekçi yapan yerlerden. Yazar, eski dünyanın güzelliklerini ve tüm zorluklarını yeni dünyayla yan yana koyuyor. 

Anarres'te hayat bazen zor çünkü gezegen kurak ve tozlu. 
 İnsanlar yemeklerini yemekhanelerde hep beraber yiyor, çocuklar yatakhanelerde kalıyor. Mülkiyetçilik yok, insanların evleri, eşyaları yok. Hatta çocukların belli bir yaştan sonra aileleriyle yaşamaları bile mülkiyetçilik sayılıyor. "Nerede mülkiyetçilik varsa orada hırsızlık vardır. Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suçu yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun." Anarresliler, verilen sözlerin ancak özgür bir ortamda anlamlı olduğunu düşünüyorlar; çünkü yaptırım olduğu zaman, insan verilen sözleri yerine getirmekte gönüllü olmayabiliyor. Örneğin, evlilik yok ancak çiftler birbirlerine verdikleri sözleri tutarak birlikteliklerini devam ettiriyorlar. Bunun, bir yaptırım tehdidi altında devam eden bir birliktelikten daha değerli bir birliktelik olduğunu vurguluyor kitap. Bu yüzden de sözlerini tutmaktan gurur duyuyorlar. Bir yönetim olmadığı için toplumsal ceza veya hapishane yok Anarres'te. Ancak insanlar gururları için toplumsal yapıyı bozmadan yaşıyorlar ve toplum için yararlı işlerde görev alıyorlar. İnsanlar görevlere İşBöl tarafından atanıyorlar, atandıkları yerlere gitmeme şansları var ancak bu da hoş karşılanmıyor. Para olmadığı için, Anarres'te her şey herkesin. Bir dükkana girip ihtiyacını alıp çıkabiliyorsun; çünkü zaten herkes sadece ihtiyacı olan şeyleri alıyor. Kimse ihtiyacından fazlasına dokunmuyor, fazlalık olarak görülen şeylerden kurtulmaya çalışıyorlar. Bu açılardan bakıldığı zaman, böyle bir sistemin işleyebildiği bir toplum olarak, bir ütopya oluyor Anarres. 

Kitabın baş kahramanı yukarıda tanımladığım düzene uyamayan Shevek. Anarşistlerin içinde bir anarşist. Farklı ve özel bir çocukluk geçiren Shevek, yalnız ve zor bir çocukluk da geçirmiş. Fizik konusunda bir dahi. Genç yaşında bu yetisiyle fark ediliyor ve bilim merkezinde eğitime davet ediliyor. Daha sonra yaptığı çalışmalardan etkilenen Urraslıların onu davet etmesiyle başlıyor öykü. Kitap, bir bölümde Anarres'te geçmişte yaşadıklarını anlatıp bir sonraki bölümde Urras'taki deneyimlerini ve yaşadıklarını anlatıyor. Dünyalar arası öykü böylece başlamış oluyor. Shevek Urras'ın davetini kabul edip yanına hiç bir eşya almadan gidiyor. Bu teklifi kabul ediyor; çünkü geçmişini bilmeden, geleceğin kurulamayacağına inanıyor. İki dünya arasında bir köprü umuduyla gidiyor. Ayrıca yaptığı çalışmalar Anarres'te kabul görmüyor ve ilgi çekmiyor; kendi düzeyinde insanlarla düşüncelerini ve kuramlarını paylaşma isteği de teklifi kabul etmesinin bir başka sebebi. Ancak Shevek'in bu yolculuğu epeyce tepki çekiyor; çünkü Anarresliler Urras'la asla bağlantıya geçmiyor ve onların yaptıklarını onaylamıyorlar. Urras'la ilgili bilgileri 150 yıl öncesine dayanıyor. Güncel zamanda onların ne durumda olduklarını bilmiyorlar; bilmek de istemiyorlar. Aralarında bazen sadece ticari bir yolculuk olsa da iletişimleri bununla sınırlı kalıyor. Bu yüzden Shevek'i hain olarak nitelendirip ailesini ve kendisini dışlıyorlar. Bu da Shevek'in yolculuğunu hızlandırıyor ve Shevek böylece, bir düzen bozucu sayılıyor. Urras'a ilk gittiğinde kapitalist düzenin artıları ona cazip geliyor. İnsanlar daha güzel şehirlerde, daha güzel olanaklarda yaşıyorlar. Uzaktan mutsuz görünen bu toplumda yaşayan bireylerin, bu yönetim altında aslında mutlu olduklarını keşfediyor; hatta biraz da etkileniyor. Medeniyeti seviyor; ancak sahiplenecek kadar değil. Herkes ona fazlaca ilgi ve saygı gösteriyor. Ancak geri dönme fikrini aklından hiç çıkarmıyor. "Asıl yolculuk geri dönüştür." diyor. Zamanla, kapitalist düzenin içinde yozlaşan
 insani duyguları ve sanatı fark ediyor. "Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, biz orada gözleri görürüz. Gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz. Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz." diyerek oranın insanları hakkındaki düşünlerini dile getiriyor. Sanat eserlerinin satılmasını şaşkınlıkla karşılıyor. "İnsan yapması gerektiği için sanat yapar! Bu niçin yapılmış?" diyerek de sanatın yaşamak için bir yol, var olmak için bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Sonunda Urraslıların kendini kandırdığını ve kuramını çalıp kullanmak için onu davet ettiklerini ve aslında bir esir olduğunu fark ediyor. Bir ayaklanmadan yararlanıp kaçıp gezegenine dönmek için plan yapıyor. Kuramı karşılığı evine dönme garantisi alıyor sığındığı Arz'dan. Eve döndüğünde ne türlü zorluklar ve dışlanmalarla karşılaşabileceğini biliyor ancak geri dönmezse yolculuğunun hiçbir anlamı olamayacağını ve hiçbir zaman tamamlanmayacağını biliyor. Bütün gezegenlere aynı anda kuramını açıklayarak, kuramın aidiyetini ortadan kaldırıyor ve herkese kuramını kullanmak için eşit bir ortam sunuyor. 

Mülksüzler gerçekten dolu dolu bir kitap. Her satırında bir soru işareti var ve insanı düşünmeye zorluyor. Cesur Yeni Dünya'nın boş satırlarına inat bu kitapta fazlaca bilgi ve fikir doluyor insan. Toplumsal yapılaşma, özgürlük gibi kavramları tanımlayabilmek için önemli bir kitap. Teşekkürler Zeynep  :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pia Mater - Arachnoid Mater

                                          Pia Mater, Serkan Karaismailoğlu,2019   Son dönemde çıkan Türk yazarlı oldukça heyecan verici kitap serisinin ilk kitabı Pia Mater. Bu kitap 2000’li yıllarda gelişmeye başlayan yeni bir roman türü olan nöro-roman örneği olarak kaleme alınmış. Oldukça bilimsel gerçeklere dayandırılmış bu kitapta verilen her bilgi referanslarla desteklemiş. Hatta, bazı konular o kadar heyecan verici ve merak uyandırıcı ki gidip o referansa bakıp incelemek isteyeceksiniz. Beynimizin büyüleyici gücü harika bir hikayeyle süslenip püslenmiş. Kişisel olarak hali hazırda bildiğim bazı bilimsel ve fizyolojik gerçekleri böyle harika bir hikayenin içerisinde okumak bana heyecan verdi. Çok nadir de olsa sinir bilimine atıfta bulunmak için küçük zorlamalar var ancak verilen bilgiler asla ders notu kıvamında değil, aksine çoğunlukla oldukça güzel y...

"KÖRLÜK"

Portekiz'in en tanınmış yazarlarından olan Jose Saramago ’nun kaleme aldığı Körlük kitabı, insanlığın ve demokrasinin insanın var oluşu karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Yitirilen görme duyusuyla tüm insanlığın ve düzenin nasıl çürüyeceğini gözler önüne seren bu kitap, insanın acizliğinin de altını çizmektedir. Kaotik bir ortamda ortaya çıkan insanlığın karanlık yüzü akıcı bir dil ve kuvvetli betimlemelerle anlatılmıştır. Kitap, tüm şehre yayılan körlüğün bir adamın kırmızı ışıkta beklerken kör olmasıyla başlar. Bu ilk kör adama yardım eden adamın, ilk körün arabasını çalmasıyla görme duyusunun yitirilmesiyle başlayacak olan toplumsal dejenerasyonun ilk sinyali verilmiş olur. Körlük bilindiği üzere zifiri bir karanlık değildir bu sefer, tam tersine bembeyaz bir ışık kümesidir. Kör adam hemen bir doktora götürülür, ancak doktor bu duruma hiç anlam veremediği gibi bir çözüm de bulamaz. Bilmedikleri bunun bulaşan bir hastalık olduğudur. Dünyası bembeyaz ışıklara gömülen ...