Ana içeriğe atla

3 günde KAŞ'ı alem

Bayramda nereye gitsek diye düşünürken bir anda kulağıma fazlaca çalınan, bu sene çoğu arkadaşımın tercih ettiği Kaş geldi aklıma. Dalış yapma fikri de hoşumuza gitti. Giden arkadaşlarım hep çok güzel geri dönüşler yaptı. Bir değişiklik olması için Ankaradan o koca yolu göze alıp Kaş'a gitmeye karar verdik.
Bookingden çok tatlı bir otel buldum; 'UpperHouse Hotel'. Ancak oteli arayıp rezervasyon yaptırınca fiyatı totalde 200 tl daha uyguna geldi. Otel şehir merkezinin tam göbeğinde çok mu çok tatlı bir dekorasyonu olan cici bir butik otel. Retro tarzı sevenler için ideal. Oldukça lüks döşenmiş. Bizi limonatalar ve gülen bir yüzde karşıladılar. Çalışanları çok nazik ve güler yüzlü. Merkezde olduğundan dolayı arabayla ulaşımı mümkün değil, belli bir mesafeyi yürümeniz gerekiyor. Tabi merkezin sesli olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ayrıca odalar da (en azından bizim kaldığımız) epeyce küçüktü. Lavabo odanın içinde yatağın ucundaydı, ve tuvalet banyoda camla bölünmüş bir şekilde odanın içinde gibiydi. Zebra perdeler çok kullanışsız olmuş. Kötü yanlarının yanında güzellikleri de olan bu otelde tekrar kalabilirim. Bir de çok tatlı Joe adında bir köpekleri var yeme de yanında yat. Tatilimiz boyunca arabaya hiç ihtiyacımız olmadı.

Ankaradan Kaş'a giderken yolumuzun üstündeydi Kaputaş Plajı. Dünyanın en iyi plajlarından biri sayılan bu plaj mutlaka görülmesi ve gidilmesi gereken bir yer. Halk plajı olduğu için bazen kalabalık olabiliyor. Belki saatlerce değil ama o denizin tadına bakılmak için bir iki saat kesinlikle uğranması gereken bir yer. Yolumuzun üstünde olduğu için biz Kaş'a gitmeden Kaputaş da denize girdik ve böylece baya zaman kazandık.
İlk akşam, otelin hemen arkasında Spagettici de yemek yedik. Lazanyalarıyla meşhurmuş. Ancak ne lazanyasının ne de spagettisinin bir özelliği yoktu. Üzgünüm ama tavsiye edemiycem. Akşam Hideaway'de bir şeyler içtik. Çok sıcak bir ortam, gizli bir bahçe gibi. Tam gidip sohbet etmelik bir yer.
Ertesi gün küçük çakıl plajlarına gittik denize girmek için. En ünlü beachleri Nur beach ve Derya Beach. Bayram yoğunluğundan dolayı ikisinde de yer bulamadık. Deniz aynı deniz diyip Medusa Beach gittik (Nur beach tam yanı). Hiç kalabalık değildi. Çok güzel bir yerde oturduk. Giriş ücretsiz, sadece yiyip içtiğini ödüyorsun. Küçük çakıl denizi Kaş'ın en sevdiğim denizi oldu. Falez gibi bir yapıdan merdivenle girilen denizde, değişik su akıntıları bulunuyor. Yüzerken bir yanda soğuk su akıntısı geçerken bi kulaç ötede sıcacık su oluyor. Derinliğin verdiği sonsuzluk hissine bayıldım. Deniz dalgasız ve çok keyifliydi. Akşam ise Dolphin  balıkçısına gittik. Yemekler fena değil ama manzarası süperdi. Ancak rezervasyon yaptırdığımız masaya başkalarını almışlardı. Biraz düzensiz bir yer olduğu belli. Gitmedim ama Şako ve Ruhi Bey balıkçılarının metini çok duydum. Oralarda yer bulamamızdan belliydi sanırım :) Balıkçıdan sonra bir bira alıp Mavi Bar'ın karşısında oturduk. Tam merkezde olan Mavi bar oranın en popüler barlarından biri. Her daim kalabalık, yer bulmak çok zor. Bayramda gitmiş olmak da tabi sebeplerinden biri. Rock müzik çalan keyifli bi bar. Yer bulunursa mutlaka uğranması gereken bir yer. Olipsli mohito içtim ve çok beğendim.
İkinci gün Bermuda teknesiyle yat turuna çıktık. Sakin ve nezih bir ortam istiyorsanız siz de Bermudayı tercih etmelisiniz. Herkesin kendine ayrılmış bir güneşlenme minderi oluyor. Öyle kimseyle köşe kapmaca oynamak zorunda değilsiniz. Müzik yok böylece denizin enginliğinde huzur bulabiliyorsunuz. Öğlen verilen yemekler harikaydı. Cidden bu kadarını beklemiyordum, zeytinyağlı şöleni yaşattı bir de tavuk şiş. Çok güzel koylar gezdik, hepsinde denize girmek bir başka zevkti. Kekovada 1 saat mola verdi. Oranın en meşhur şeyi ev yapımı dondurmalar. Yemeyeni dövdükleri cinsten. Şeftali, fındık ve muz. Karışık yiyip hepsinden tatmak en iyisi. Tekneden inince yapılacak en güzel şey Deja-Vu'ya gidip güneşi batırmak. Çok güzel müziklerin çaldığı nezih bir ortam. Manzara mükemmel. Güneş biraz dağlardan falan batıyor ama yine de çok güzel zaman geçirebileceğiniz bir yer. Akşam da Bi Lokma'da yemek yedik. Anne böreği çok güzel kıymalı, kaşarlı ve tavuklu bir börek. Ortam çok sıcak. Mezeler çok güzel ve fiyatlar çok uygun. Sahibi mekanın önünde lokma yapıp satıyor sıcak sıcak. Çok lezzetli lokmalar. Bitmek bilmeyen sıralar oluyor önünde. Sahibi küçük bir lokma arabasından bu güzel mekana geçmiş tam bir başarı öyküsü. Ardından Queen Bar'a gittik. Girmemizle çıkmamız bir oldu. Hiç keyifli bir mekan değil, ne müzikler ne de ortam güzel. Ordan çıkıp Mavi Bar'da keyfimizi bulduk.
En son gün ise Liman ağzında Nuri's beach gittik. Dolmuş teknelerle 20dkda gidiliyor. Gidiş dönüş 15tl, orada şezlong parası verilmiyor. Başta neden o kadar övüldüğünü anlayamadık çünkü deniz çok da çekici değildi hatta azıcık kirliydi. Ama doğayla iç içe denize girmek keyifliydi. Ağaçların gölgeleri denize vuruyor ve denize çok güzel bir yeşil renk veriyor. Ama en güzeli ise Nuri's beachin menüsü. Frozenları inanılmazdı. Karadutlu frozen en güzeli ama ben şeftalili içtim onu da çok beğendim. Sırf frozen içmek için bile gidilecek bir yer.
Böylece elimizden geldiğince dolu dolu geçirdik tatilimizi. Daha içimizde kalan bir sürü şey oldu. Bir daha gitmeyi çok isteriz. 5 gün daha ideal olabilirdi Kaş tatili için. Dalış hiç yapamadık aklımızda kalan şeylerden biri oldu. Tatlı sokakları, sıcak mekanlarıyla yeni favori yerlerimden biri olduğu kesin :) Ama en çok neyi sevdin derseniz hayvan dolu sokaklarını sevdim. Adım başı kedi ve köpek dolu. Hepsi çok uysallar, güzel beslenmiş ve sevgiye tok hayvanlar. Tam bir cennet :)
Not: Bu mekanların bir çoğunu bana öneren Gizem'e teşekkür ederim :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pia Mater - Arachnoid Mater

                                          Pia Mater, Serkan Karaismailoğlu,2019   Son dönemde çıkan Türk yazarlı oldukça heyecan verici kitap serisinin ilk kitabı Pia Mater. Bu kitap 2000’li yıllarda gelişmeye başlayan yeni bir roman türü olan nöro-roman örneği olarak kaleme alınmış. Oldukça bilimsel gerçeklere dayandırılmış bu kitapta verilen her bilgi referanslarla desteklemiş. Hatta, bazı konular o kadar heyecan verici ve merak uyandırıcı ki gidip o referansa bakıp incelemek isteyeceksiniz. Beynimizin büyüleyici gücü harika bir hikayeyle süslenip püslenmiş. Kişisel olarak hali hazırda bildiğim bazı bilimsel ve fizyolojik gerçekleri böyle harika bir hikayenin içerisinde okumak bana heyecan verdi. Çok nadir de olsa sinir bilimine atıfta bulunmak için küçük zorlamalar var ancak verilen bilgiler asla ders notu kıvamında değil, aksine çoğunlukla oldukça güzel y...

Mülksüzler (Dispossessed )

Mülksüzler, 1974 yılında Amerikan yazar Ursula K. Le Guin tarafından yazılmış ütopik bir bilim kurgu romanıdır. Ursula bu kitabıyla Hugo ve Nebula ödüllerini alıyor. Sevgili arkadaşım Zeynep'in   bana hediyesi olan bu kitap, o kadar bilgi ve fikir doluydu ki hem özetini çıkartma hem de paylaşma ihtiyacı duydum. 1974 yılında yazılmış bir kitabın bugünün dünyasına ayna tutması gerçekten etkileyici. Tam da bu sebepten bir klasik. Zamansız bir kitap. Çünkü terazinin ayarını ne kadar yaparsak yapalım insanoğlu özünde hep aynı. Bir toplum kurallara ve yönetime ne kadar karşı olursa olsun, insanlar içgüdüsel olarak birilerini öncü seçip kurallara uyma eğilimdedir.   Her zaman da o kurallara uymakta zorluk çeken, aykırı ama cesur, aynı zamanda öncü insanlar olacaktır toplumda. İşte evrimleşmemizi, o düzeni bozan, çemberi kırabilenler sayesinde tamamlayacağız. Kitapta anlatılan Tau Ceti'den türeyen ikiz dünyalar var. Biri Urras, mülk sahibi insanların kapitalist bir yaşam sürdükl...

"KÖRLÜK"

Portekiz'in en tanınmış yazarlarından olan Jose Saramago ’nun kaleme aldığı Körlük kitabı, insanlığın ve demokrasinin insanın var oluşu karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Yitirilen görme duyusuyla tüm insanlığın ve düzenin nasıl çürüyeceğini gözler önüne seren bu kitap, insanın acizliğinin de altını çizmektedir. Kaotik bir ortamda ortaya çıkan insanlığın karanlık yüzü akıcı bir dil ve kuvvetli betimlemelerle anlatılmıştır. Kitap, tüm şehre yayılan körlüğün bir adamın kırmızı ışıkta beklerken kör olmasıyla başlar. Bu ilk kör adama yardım eden adamın, ilk körün arabasını çalmasıyla görme duyusunun yitirilmesiyle başlayacak olan toplumsal dejenerasyonun ilk sinyali verilmiş olur. Körlük bilindiği üzere zifiri bir karanlık değildir bu sefer, tam tersine bembeyaz bir ışık kümesidir. Kör adam hemen bir doktora götürülür, ancak doktor bu duruma hiç anlam veremediği gibi bir çözüm de bulamaz. Bilmedikleri bunun bulaşan bir hastalık olduğudur. Dünyası bembeyaz ışıklara gömülen ...