Ana içeriğe atla

Yaşamdan bir mesaj var..

Duruyorum.. Duruyorum.. Durup bir dinliyorum. Farkına varıyorum. Doğanın, yaşamın, nefesin, enerjinin, evrenin bir parçası olduğumun farkına varıyorum. Esen rüzgarla oynayan bir yaprağı izliyorum. Hayranlık duyuyorum. Yaşayan her canlıya sevgi besliyorum. Her şeyin bağlı olduğunu, bir olduğunu biliyorum. İnsanları sadece kendi yaşamını sürdürmeye gayret eden, ama içinde yaşadığı doğayı yok ederse kendini de öldüreceğini bilmeyen bir virüs gibi görüyorum. O yüzden anlıyorum. Bu son yaşanan şeyin doğanın bir silkinişi olduğunu anlıyorum. Çok alttan aldı bizi, kendinden çok verdi, belki bir gün akıllanırız diye çok bekledi. Ama olmayınca o da kendi çözümü üretti. Biz şimdi buna ‘corona’ veya biyolojik adıyla Covid-19 diyoruz. Ben hangimiz gerçek bir virüs onu bile bilmiyorum. Biz duramadık ya, dinleyemedik içimizde yaşadığımız dünyayı, o şimdi bizi kendini dinlemeye mecbur ediyor. Hala bunun altında yatan sebepleri anlayamayanlar da elenip gitmeyi belki de hak ediyor. Yaşam belli ki kararlı bir bahar temizliği yapmaya. Kendince kurallar belirlemiş, çocukları gençleri pek ellemiyor. Onlara bir dokunup geçiyor çoğunlukla. Belli ki hala gelecekten bir umudu var. Peki biz geride kalanların artık yeni görevleri olduğunun farkında mısınız? Uyandınız mı? Yoksa bu salgından kurtulduğunuzda, hiç bir şey olmamış gibi kendi hayatınıza dönüp kaldığınız yerden mi devam edeceksiniz. Zaman bir şeyleri değiştirmenin,fark etmenin zamanı. Hiç bir şey yapamıyorsanız bile kendinizi bulun. Herkes bir koşuşturma içinde gelip geçen hayatına bir misafir seyirci değil miydi. Hepimiz ah bir evde kalsak demiyor muyduk. Hepimiz için güzel bir fırsat. Farz edin yolun sonundasınız. Bir sorun kendinize olmak istediğiniz yerde misiniz, ya da o hayal ettiğiniz kişi olabildiniz mi, o hayata sahip olabildiniz mi? Cevabınız hayırsa ne istiyorum, ne yapmalıyımı arayıp bulmanın tam da sırası şimdi. Biz çalışan, koşuşan kişiler. Çocuklarımızla ve hayvanlarımızla daha çok vakit geçirmenin, onlarla yeniden tanışmanın, bir kez daha bağlanmanın zamanı şimdi. Sevdiklerimizin değerini anlamanın zamanı. Kimse birbirini göremiyor. Tüm şehir özlem kokuyor adeta. Sokaklar boş. Suç oranları az. Kimse kimseye tecavüz edemiyor, yolun ortasında çekip vuramıyor. Biz mikroplandık sanıyoruz ama aslında arınıyoruz farkında değiliz.Özümüze dönüyoruz, sahteliklerimizi siliyoruz. Saçlarımızı kestiremiyoruz, kaşlarımızı aldıramıyoruz, doktorlara gidip botokslarımızı yaptıramıyoruz doğallaşıyoruz. Doğa çok uzun süredir yalvarıyordu bize ama biz hiç oralı olmadık. Bir baksana nasıl da mutlu bizsiz. Kendini onarmakla, insansız geçen günlerin tadını çıkartıp daha çok yeşerip, daha çok var olmakla meşgul. Araba az, kava kirliliği azalıyor. Hayvanlar doğal ortamlarında rahat rahat geziyor, orman yangınları azalıyor. Kimse hadi gidip şu ormanı kesip bir otel dikelim diyemiyordur herhâlde böyle bir dönemde. Ya da kimse bugünden gelecek planı yapamıyordur. Anı yaşıyoruz arkadaşlar. Bugünün paçasını kurtarma derdinde, sadece anı yaşıyoruz. En önemlisi ne kadar bir olduğumuzu görüyoruz. Sadece bir kişiyi hasta eden bir virüs şuan milyonlarca insanın peşinde. Lütfen fark edin artık, din, ırk, siyaset, taraflar bunlar boş. Tek bir gerçek var hepimiz biriz ve birbirimize bağlı ve bağımlıyız. Karşımızdaki üzülüyorsa aslında biz de üzülüyoruz, onun canı yanıyorsa bizimki de yanıyor. Paralarımız, sahip olduklarımız bizi kurtarmıyor bu sefer. Virüs bunları dinlemiyor, insan olması tek hedefi. Aslında birbirimizi nasıl değerlendirmemiz gerektiğini gösteriyor. Karşındakinin parası, pulu, işi, gücü, doğduğu yer gözetmeksizin bir insan olduğunu hatırlatmıyor mu?. Ne çok almışız, ne çok biriktirmişiz. Neye yarıyor şimdi, kimi kurtarıyor. Bir sürü kıyafet dolapta asılı boş duruyor şimdi. Evlerimizde kalırken herkes yaşadığı anılara sığınıyor, ya da yaşamayı planladığı anlara. Özetle ben bu geçtikten sonra dünyanın ve bizim daha iyi olacağımıza inanıyorum. Bu değişimi kabul edelim, yeniden daha sağlam bir gelecek kuralım hem kendimiz, hem geleceklerimiz, hem de yaşadığımız dünya için. Dünya değişiyor, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Sabit kalma, bu akışın bir parçası olEvril!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pia Mater - Arachnoid Mater

                                          Pia Mater, Serkan Karaismailoğlu,2019   Son dönemde çıkan Türk yazarlı oldukça heyecan verici kitap serisinin ilk kitabı Pia Mater. Bu kitap 2000’li yıllarda gelişmeye başlayan yeni bir roman türü olan nöro-roman örneği olarak kaleme alınmış. Oldukça bilimsel gerçeklere dayandırılmış bu kitapta verilen her bilgi referanslarla desteklemiş. Hatta, bazı konular o kadar heyecan verici ve merak uyandırıcı ki gidip o referansa bakıp incelemek isteyeceksiniz. Beynimizin büyüleyici gücü harika bir hikayeyle süslenip püslenmiş. Kişisel olarak hali hazırda bildiğim bazı bilimsel ve fizyolojik gerçekleri böyle harika bir hikayenin içerisinde okumak bana heyecan verdi. Çok nadir de olsa sinir bilimine atıfta bulunmak için küçük zorlamalar var ancak verilen bilgiler asla ders notu kıvamında değil, aksine çoğunlukla oldukça güzel y...

Mülksüzler (Dispossessed )

Mülksüzler, 1974 yılında Amerikan yazar Ursula K. Le Guin tarafından yazılmış ütopik bir bilim kurgu romanıdır. Ursula bu kitabıyla Hugo ve Nebula ödüllerini alıyor. Sevgili arkadaşım Zeynep'in   bana hediyesi olan bu kitap, o kadar bilgi ve fikir doluydu ki hem özetini çıkartma hem de paylaşma ihtiyacı duydum. 1974 yılında yazılmış bir kitabın bugünün dünyasına ayna tutması gerçekten etkileyici. Tam da bu sebepten bir klasik. Zamansız bir kitap. Çünkü terazinin ayarını ne kadar yaparsak yapalım insanoğlu özünde hep aynı. Bir toplum kurallara ve yönetime ne kadar karşı olursa olsun, insanlar içgüdüsel olarak birilerini öncü seçip kurallara uyma eğilimdedir.   Her zaman da o kurallara uymakta zorluk çeken, aykırı ama cesur, aynı zamanda öncü insanlar olacaktır toplumda. İşte evrimleşmemizi, o düzeni bozan, çemberi kırabilenler sayesinde tamamlayacağız. Kitapta anlatılan Tau Ceti'den türeyen ikiz dünyalar var. Biri Urras, mülk sahibi insanların kapitalist bir yaşam sürdükl...

"KÖRLÜK"

Portekiz'in en tanınmış yazarlarından olan Jose Saramago ’nun kaleme aldığı Körlük kitabı, insanlığın ve demokrasinin insanın var oluşu karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Yitirilen görme duyusuyla tüm insanlığın ve düzenin nasıl çürüyeceğini gözler önüne seren bu kitap, insanın acizliğinin de altını çizmektedir. Kaotik bir ortamda ortaya çıkan insanlığın karanlık yüzü akıcı bir dil ve kuvvetli betimlemelerle anlatılmıştır. Kitap, tüm şehre yayılan körlüğün bir adamın kırmızı ışıkta beklerken kör olmasıyla başlar. Bu ilk kör adama yardım eden adamın, ilk körün arabasını çalmasıyla görme duyusunun yitirilmesiyle başlayacak olan toplumsal dejenerasyonun ilk sinyali verilmiş olur. Körlük bilindiği üzere zifiri bir karanlık değildir bu sefer, tam tersine bembeyaz bir ışık kümesidir. Kör adam hemen bir doktora götürülür, ancak doktor bu duruma hiç anlam veremediği gibi bir çözüm de bulamaz. Bilmedikleri bunun bulaşan bir hastalık olduğudur. Dünyası bembeyaz ışıklara gömülen ...