Ana içeriğe atla

Ben bir buluta bindim..

Hayaller hayaller..İnsanı hayata mı bağlar yoksa hayattan mı soğutur.? Ben çocukken gözlerim hep gökyüzündeki yıldızlardaydı. Sanki yıldızlar benim sonsuzluğumdu, özgürlüğümdü. Hayallerimin başladığı yerdi. Sonra da bir daha indiremedim gözlerimi yere. Hep yükseklerde takılı kaldı. Bazen işe yaradı, bazen can acıttı. Hayallerimle birlikte çıtam hep yükseldi ama ulaşamadığımda canımı yaktı. Hep sonuna kadar savaşmak zorunda kaldım. Ben çocukken hayallerin gerçek olmak için var olduklarına inanırdım. Büyüdüm, şimdi hayallerin insanları sadece hayata bağlamak için olduğunu ama bir çoğunun asla gerçek olmayacağını anladım.
         Bir gün, müzik dinlerken kayboldum ben. Perdeler açıldı ve oyun başladı. Her nota bir hikaye oldu. Her ritim bir duygu. Dans ettim hayallerle. Sonra dans etmeye başladım tüm hayallerimin gerçek olması için. Orada müzik ben ve hayallerim kaldık. Hepsini yaşadım teker teker. Dans etmeye sarıldım sıkı sıkı. 
          Herkes hayallerini yaşamak ister..Peki hayat ne kadarını verir?. Bir şarkı çalar, gözün dalar. Bir hayal kurarsın, gerçekten çok farklı.Binersin bir bulutun üstüne uçar gidersin hayalindeki diyara. Her şey sen nasıl istersen öyledir. Renkler, insanlar hatta sen bile, sen ne istersen o.Kendine bir dünya inşa edersin. Mutlu olur gülümsersin kendi kendine..Bir saniyeliğine gerçekten inanırsın, için kıpır kıpır olur. Sonra gözlerini aralarsın. Saçma sapan bir yerde bulursun kendini biraz önceki hayalden çok uzak bir yerde. İstersin deli gibi. Gerçek olsa nolur sanki?..Uzanıp tutsan, bir dilek tutsan gerçek olsa nolur?Peki hayaller olmadan nasıl yaşar insan?.Şarkılar, şiirler, öyküler nasıl yazılır? Bulutlara çıkmadan düştüğünü nasıl anlar?. Gökyüzünden aşağı bakmada nasıl görür dünyayı?. Yıldızlardan kayıp düşmeden nasıl bilir bulutların yumuşaklığını?. Güneş doğmadan karanlık, pembe olmadan siyah nasıl olur?..
Hayal kurmak zorundayım. Bugün gerçek olacağına inanmak zorundayım. Çalan bir müzikle ruhum dans etmeli duygularım ritim tutmalı. Yoksa nasıl yaşanır bilmem..



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pia Mater - Arachnoid Mater

                                          Pia Mater, Serkan Karaismailoğlu,2019   Son dönemde çıkan Türk yazarlı oldukça heyecan verici kitap serisinin ilk kitabı Pia Mater. Bu kitap 2000’li yıllarda gelişmeye başlayan yeni bir roman türü olan nöro-roman örneği olarak kaleme alınmış. Oldukça bilimsel gerçeklere dayandırılmış bu kitapta verilen her bilgi referanslarla desteklemiş. Hatta, bazı konular o kadar heyecan verici ve merak uyandırıcı ki gidip o referansa bakıp incelemek isteyeceksiniz. Beynimizin büyüleyici gücü harika bir hikayeyle süslenip püslenmiş. Kişisel olarak hali hazırda bildiğim bazı bilimsel ve fizyolojik gerçekleri böyle harika bir hikayenin içerisinde okumak bana heyecan verdi. Çok nadir de olsa sinir bilimine atıfta bulunmak için küçük zorlamalar var ancak verilen bilgiler asla ders notu kıvamında değil, aksine çoğunlukla oldukça güzel y...

Mülksüzler (Dispossessed )

Mülksüzler, 1974 yılında Amerikan yazar Ursula K. Le Guin tarafından yazılmış ütopik bir bilim kurgu romanıdır. Ursula bu kitabıyla Hugo ve Nebula ödüllerini alıyor. Sevgili arkadaşım Zeynep'in   bana hediyesi olan bu kitap, o kadar bilgi ve fikir doluydu ki hem özetini çıkartma hem de paylaşma ihtiyacı duydum. 1974 yılında yazılmış bir kitabın bugünün dünyasına ayna tutması gerçekten etkileyici. Tam da bu sebepten bir klasik. Zamansız bir kitap. Çünkü terazinin ayarını ne kadar yaparsak yapalım insanoğlu özünde hep aynı. Bir toplum kurallara ve yönetime ne kadar karşı olursa olsun, insanlar içgüdüsel olarak birilerini öncü seçip kurallara uyma eğilimdedir.   Her zaman da o kurallara uymakta zorluk çeken, aykırı ama cesur, aynı zamanda öncü insanlar olacaktır toplumda. İşte evrimleşmemizi, o düzeni bozan, çemberi kırabilenler sayesinde tamamlayacağız. Kitapta anlatılan Tau Ceti'den türeyen ikiz dünyalar var. Biri Urras, mülk sahibi insanların kapitalist bir yaşam sürdükl...

"KÖRLÜK"

Portekiz'in en tanınmış yazarlarından olan Jose Saramago ’nun kaleme aldığı Körlük kitabı, insanlığın ve demokrasinin insanın var oluşu karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Yitirilen görme duyusuyla tüm insanlığın ve düzenin nasıl çürüyeceğini gözler önüne seren bu kitap, insanın acizliğinin de altını çizmektedir. Kaotik bir ortamda ortaya çıkan insanlığın karanlık yüzü akıcı bir dil ve kuvvetli betimlemelerle anlatılmıştır. Kitap, tüm şehre yayılan körlüğün bir adamın kırmızı ışıkta beklerken kör olmasıyla başlar. Bu ilk kör adama yardım eden adamın, ilk körün arabasını çalmasıyla görme duyusunun yitirilmesiyle başlayacak olan toplumsal dejenerasyonun ilk sinyali verilmiş olur. Körlük bilindiği üzere zifiri bir karanlık değildir bu sefer, tam tersine bembeyaz bir ışık kümesidir. Kör adam hemen bir doktora götürülür, ancak doktor bu duruma hiç anlam veremediği gibi bir çözüm de bulamaz. Bilmedikleri bunun bulaşan bir hastalık olduğudur. Dünyası bembeyaz ışıklara gömülen ...